Aklımızı Akamete Uğratanlar


       İnsanın bütün canlılardan farklı ve daha gelişmiş olmasının ana nedeni aklının olması ve bunu kullanmasından kaynaklanıyor. Aklını kullanan insanoğlu, bilimde, sanatta, teknolojide, günlük yaşamında, sosyal, siyasal, ve içtimai hayatın da diğer canlılara nazaran büyük bir fark atmıştır. Ve hatta diğer canlıları ve dünya da olagelen, oluşagelen çoğu olayları kontrolüne almayı ve işleyişe müdahil olmayı başarmıştır.Bu kadar yetiyle donatılmış olan bizler, zaman zaman kendi hemcinslerimizin etkisinde ve kontrolünde kalabiliyoruz veya bunların dünyalarına kapılabiliyoruz. Ve aklımızı kendimiz kullanmayıp kullanılmasına müsaade ediyor veya izin veriyoruz.

        Bu müsaade ve izinle kendimizi birinin ( Şeyh, Mela, Ağa, Sistem, İdeoloji, Kutsallık atfedilen cisimler, olgular veya olaylar) veya birilerinin insafına bırakmış\terk etmiş oluruz. Normalde bu çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü bir kişinin aklı yığınların, çoğunluğun aklının yerine geçer ki bu ne kadar sağlıklı olur varın biraz düşünün/düşünelim.
Allah'ın kanunlarına yaradılış seremonisine ters olduğu gibi, fıtrata da aykırı. Yazımızda bahsettiğimiz etkili ve yetkili kişiler, kurumlar, sistemler, etkin güçler, odaklar, kanun yapıcılar, kanun koyucular, düzen ve döngü sahipleri, aramızdaki üstün zekalı ve etkili insanlar, normalde insanın gelişimini yani tekamülünü desteklemeli. İnsanın özgür iradesinin ortaya çıkması için çalışmalı, ortam hazırlamalı, insanı insani vasıf ve özelliklerini kullanabileceği bir ortama ve duruma doğru evirmeli, yönlendirmeli, yön göstermelidir.
     
        Sağduyunun, etkin=yetkin odakları bu şekilde bir ortam oluşturduklarında. fıtrata uygun davranmış olurlar. Yoksa kendi düzenleri, sistemleri, mevki ve makamları için insanı kullanmış ve kullandırma duruma düşürmüş olurlar. Bilinçli veya bilinçsiz olsun fark etmez. Allah İnsanı inanıp inanmama konusunda bile özgür bırakmışken, bize ne oluyor ki birbirimiz üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyoruz ve birimiz birimize sürekli baskı kurup kontrolümüze almaya çalışıyoruz. Bu hakkı nereden edindik kim bize bu hakkı verdi..... tanıdı...


        Hepimiz yaradılış ve hayat olarak, cisim, ruh ve akıl varlığı bakımından eş ve eşitken ve bunu ilahiyat, böyle ayarlamışken, tasarrufunu böyle kullanmışken nasıl olur da sistemler, erkler, güç sahipleri, ağalar, Şeyhler, iktidar ve iktisat sahipleri, kanun koyucular, üstün zeka ve becerikli olanlar; Allah ‘ın bile müdahale etmediği bir alanı işgal etmeye çalışıyorlar veya işgalciler….
Neden herkes hakkına rızalık göstermez de illa başkasının özgürlük alanına doğru hakimiyetini arttırmaya çalışır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Ben insanım ve şüphesiz Müslümanlardanım artı EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, ADALET ama HERKES İÇİN diyebilen bir fıtri yapının bundan ve ben duygusundan uzaklaşması = uzak durması gerekir. 

        Bir ve beraber yaşamak için birbirimizi ben duygusunu bir kenara iterek sevgiyle kabul etmeliyiz. Birimizin yaşam alanının başladığı yerden diğer birimizin yaşam alanı bitmiş olsun. Sosyal bir varlık olarak insan olgusunu ve insanın özgürlük alanını, hak ve hukukunu koruyacak kollayacak bir tarz-ı hayat algısı dimağlara kazınırcasına işlenmeli ve işlemeliyiz. Farklılıklarımız bizim için hayattır düsturu ile hareket etmeliyiz. Birimiz hepimiz ve hepimiz gerektiğinde birimiz için harekete geçebilmeliyiz.... İNSANLIK ONURU İÇİN... 

Saygılarımla Selamlıyorum…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06May

KISA ve KIYAS

05Oca
26Ekm

Vekalet Ve Vekillik

17Eyl

Kafa, Kalp ve Ruh Bütünlüğü

08Tem

İlk Adım - Tek Adım - Bir Adım